Ana Sayfa

  • “Devletimin Bana Söylediği Yalanlar”

    “Devletimin Bana Söylediği Yalanlar”

    “Devletimin Bana Söylediği Yalanlar ve Gelmekte Olan Daha İyi Bir Gelecek”

    mRNA platform teknolojisi mucidi Dr. Robert Malone’un kitabı. 

    Küresel Satanist çete Kabal’ın ve onların kuklaları olan küresel devletlerin yalanlarını, kara propagandalarını, beyin yıkama ve köleleştirme faaliyetlerini ifşa etmekten korkmayan bağımsız, tarafsız, ahlâklı ve vicdanlı bir bilim insanı.

    Rabbim o ve onun gibi ahlaklı ve vicdanlı insanlara, doğruları söylemekten, haksızlığa karşı çıkmaktan korkmayan insanlara hidayet etsin. 

    “Devlet” denilen müstekbir tağutların hakikatını ifşa etmeye başladıkları için, aslında İslâm’a çok yakınlar. 

    Hatta belki de, kendini İslâm’a nispet eden ancak “tağut”un t’sinden bile haberi olmayan bu ülkenin insanlarından çok daha fazla yakınlar. 

    Kurtuluşun Yolu: Tağutları İnkâr ve Tağuttan İctinab

    Malone’a göre, şeytani Kabal çetesine karşı en büyük avantajımız bizim onlardan çok daha fazla sayıda olmamız. Sayıca üstünlüğümüzü onların sömürü düzenine karşı bir kalkana çevirebilmemizin yolu ise “paralel” yapılar oluşturmaktan geçiyor.

    “Küresel tağut devletlerin” bize sunduğu ve yakın bir gelecekte “iyi/uslu/söz dinleyen” vatandaş olma şartına bağlayacağı her türlü hizmet için (eğitim, sağlık, gıda, haber alma vb) “paralel” yapılar kurmak ve bu tağutların getireceği Dijital Kimlik, CBDC, sosyal kredi skoru gibi köleleştirici projelerin pençesinden kurtulmak.

    Peki, alemlerin Rabbi Allah azze ve celle de bizi buna çağırmıyor mu zaten?

    İnsanlığa zulmeden, insanlığı iliklerine kadar sömüren tüm şeytani tağutlara “la” deyip, onların hepsini inkâr edip, hepsinden ictinab etmeyi, katında geçerli tek din olan İslâm’a girişin şartı koşmuyor mu?

    O zaman, insanlığın kurtuluşu, bağımsızlığı, huzuru ve emniyeti için tek çarenin, tek çözümün İslâm olduğu güneş kadar açık bir gerçek değil mi?

    İşte bu düşünceleri yüzünden diyorum ki; bu doktor ve benzerleri Allah’ın (cc) dinine bu ülkeden yaşayanların çoğundan daha yakın.

    Bu ülkede yaşayanların çoğu, Yüce Allah’a isyan/küfür üzere kurulmuş ve satanist küresel çeteye itaat etmeyi şiar edinmiş devleti “kurtarıcı” olarak görme düşüncesindeyken; aslında reddetmeleri gerekeni (tağutu) bağırlarına basmış oluyorlar. Üstelik, devletin bekâsı için dualar ederek trajikomik tablolar çiziyorlar.

    Dünya ise uyanışta. Kabal’ın bâtıl milliyetçilik ideolojileri ile kurdurttuğu devletlerin aslında halklara değil, dünyadaki tüm kapitalin sahibi bir avuç satanist elite hizmet ettiğinin farkında. Farkına varmakla yetinmiyor, ses çıkarıyor ve bu gidişe dur demek için çalışmalar yapıyorlar.

    Biz uykudan ne zaman uyanacağız acaba??

  • Kabal Metodu

    Kabal’ın (ingilizce: Cabal) tüm dünya insanlarını içine sokmak istediği Yeni Dünya Düzeni‘nin (NWO: New World Order) altyapısını oluşturmak için uyguladığı projelerden biri koronavirüs yalandemisi iken bir diğeri de “iklim krizi” safsatasıdır.

    Bu ikisi aracılığıyla Kabal,

    • tüm insanlığı akıl almaz şekilde “hepimiz öleceğiz” paranoyasına sokup,
    • “siz bu büyük tehlikelerden korunmak için her şeyi en tepeden/tek merkezden yöneten tek bir devlete (Birleşmiş Milletler, Dünya Sağlıksızlık Örgütü vb) muhtaçsınız. Biz sizi sürekli kontrol altında tutup, aşılarınızı yapıp, karbon ayak izinizi ölçecek, ona göre ne alıp ne alamayacağınızı, kısacası nasıl yaşayacağınızı size dikte edip merak etmeyin sizi virüs ve iklim krizinin getireceği mutlak ölümden kurtaracağız!!” derler.

    Yalandemiyi de, aşıları da, iklim krizini de, sahte kıtlığı da, enerji krizini de dünyanın başına saran; Big TechBig PharmaBig MediaBig AgBig Finance ve Big Governmentın sahibi küresel elitler; Lusiferyan pedofil katillerden başka bir şey değil.

    “Onlara: “Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.” denildiğinde: “Biz sadece ıslah edicileriz.” derler. Dikkat edin! Onlar bozguncuların ta kendileridirler. Lakin farkında değillerdir.

    Onlara: “İnsanların iman ettiği gibi iman edin.” denildiği zaman: “Biz sefihlerin/zayıf akıllıların iman ettiği gibi mi inanalım?” derler. Dikkat edin! Onlar sefihlerin/aklı zayıf olanların ta kendileridir. Lakin bilmiyorlar.

    İman edenlerle karşılaştıkları zaman: “İman ettik.” derler. Şeytanlarıyla baş başa kalınca ise: “Biz sizinle beraberiz, ancak biz (iman edenleri) alaya almaktayız.” derler.

    (Hakikatte ise) Allah onlarla alay eder ve azgınlıkları içinde bocalayarak (yaşamaları için) onlara mühlet verir.”

    (2/Bakara, 11-15)

    Rabbimizin ayetlerde bize gösterdiği üzere Kabal denen bu şeytana tapanlar topluluğu kendilerini “yeryüzünün ıslah edicileri” olarak görüp, nüfus kontrolü, depopulasyon, transhumanizm, eugenics (öjeni, soy arıtımı) dahil her türlü şeytani planı “dünyanın iyiliği için” uygulamakta sorun görmez. Ancak aslında “onlar bozguncuların ta kendileridir”.

    Bir ve tek olan Allah’a (cc) iman etmeye davet edildiklerinde, müminleri hâkir görerek “biz aptalların inandığı gibi mi inanalım” derler. Zaten, Siyonizm kökenli kendi şeytani dinlerinde halklar “goyim” yani “sadece kendilerine hizmet etmek için var olan hayvan sürüsü” gibi olduğundan; bizleri “aptal” olarak nitelendirmeleri son derece normaldir. Halbuki Rabbimizin buyurduğu üzere “asıl aptal olanlar ta kendileridir yalnız farkında değiller”.

    Rabbimiz bu ayetlerde onların ilahlarının Şeytan (lanetullahi aleyh) olduğunu da bize bildiriyor. Zaten “Kabal” demek, “şeytana tapan küresel elit aileler çetesi” demek. Onlar sadece ve sadece şeytanlarının onlara emrettiği, vahyettiği şekilde; insanların fıtratını ve nesilleri ifsad etmek üzere davranıyor, bu uğurda planlar ve projeler üretip dünyanın başına sarıyorlar.

    Fıtrat Nasıl Bozulur?

    Fıtrat demek tevhid demektir. Allah subhanehu ve teâlâ insanları tevhid fıtratı üzere, hanifler olarak yaratmıştır. Kişi fıtratına uygun yaşadığı sürece tevhidini anlamını ve önemini bilir ve sadece Allah’a kulluk ederek yaşar.

    TEVHİD MEALİ’nden:

    “Yüzünü (hiçbir şeyi Allah’a ortak koşmayan muvahhid) bir hanif olarak dine çevir. Allah’ın insanları yarattığı fıtrata (uy). Allah’ın yaratmasında değişiklik yoktur. (Herkesi tevhid fıtratı üzere yaratmıştır.) İşte dosdoğru din budur. Ancak insanların çoğu bilmezler.”

    (30/Rûm, 30)

    Yalnızca Allah’a (cc) ibadet ve hiçbir şeyi O’na ortak koşmama manasında olan tevhid/İslam, her insanın fıtratına yerleştirilmiş bir bilgi ve eğilimdir. Her insan, bu fıtrat üzere dünyaya gelmektedir. İnsanlardan kimisi fıtratında var olan delillerin peşine düşüp, hiçbir peygamberin olmadığı zamanlarda dahi tevhid üzere Allah’a (cc) kulluk edebilmektedir. Zeyd b. Amr b. Nufeyl gibi. (bk. Buhari, 3826, 3828) Kimisi de fıtratında var olan bu bilginin peşine düşmeyip zan, hurafe ve varsayıma dayalı, gelenek ve âdetlerle beslenen bir inanç oluşturmaktadır. (bk. 7/A’râf, 172-17328/Kasas, 46

    —-

    Fıtratın bu önemini bildiğinden Şeytan da insanların fıtratını bozmak üzere ant içmiştir. Bilir ki, eğer insanların fıtratını türlü hileler ile değiştirebilirse; insanlar, Allah azze ve celle’nin yaradılışlarında kalplerine yerleştirmiş olduğu tevhidden sapacak, şirk ve küfür bataklığına saplanarak ebediyen helâk olacaktır. Şeytan, böylelikle, insanın cehennemde ebedi azaba düşmesini sağlayarak insandan intikamını almış olacaktır.

    “Onları saptıracağım, onları (boş) kuruntularla oyalayacağım, onlara emredeceğim hayvanların kulaklarını kesecekler, onlara emredeceğim Allah’ın yarattığı (fıtratı) değiştirecekler.” Kim de Allah’ı bırakıp şeytanı dost edinirse, hiç şüphesiz apaçık bir hüsrana uğramış olur. 

    (4/Nisâ,119)

    Peki Şeytan fıtratları bozmak için, kendine itaat eden Kabal aracılığıyla, ne gibi hilelere başvurmaktadır?

    • Tamamen bâtıl bir din olan demokrasi ve laikliğin insanlığa adalet, barış ve huzur getireceği yalanına insanları inandırmak (bu sayede insanları yaradılışlarındaki tevhidin tam zıddı olan şirke sürüklemek)
    • Adem (as) ve Havva annemizden bu yana fıtratımızda yer alan örtünme/tesettür duygusunun yerine çıplaklığı insanların beyinlerine empoze etmek (medya, ünlüler vs aracılığı ile)
    • Tasavvuf adlı kendine ait yeni bir din kurup, insanların ölülerden, kabirlerden, Allah dostu olarak lanse ettiği ancak aslında “kendisinin dostu” olan şeyhlerden, gavslardan, tarikatlerden medet ummasını sağlayıp; bir de bunun Allah’ın dini olduğu yalanıyla cahil insanları kandırmak, (yine bu sayede insanları yaradılışlarındaki tevhidin tam zıddı olan şirke sürüklemek)
    • Tıp ve ilaç sanayisinin ürettiği ilaçlar ve aşılar ile insanları zehirlemek, hasta etmek, zihinsel ve bedensel olarak güçsüz bırakmak, kısırlaştırmak ve öldürmek
    • GDO, pestisit ve herbisitler ile insanları zehirlemek, hasta etmek, zihinsel ve bedensel olarak güçsüz bırakmak, kısırlaştırmak ve öldürmek
    • Milliyetçilik gibi ırkçı ideolojilerle insanları en başta kendi işlemiş olduğu “kibir” ve “isyan” günahlarına ortak etmek (“ben ateştenim, insan topraktan; ben insandan üstünüm, o yüzden insana secde etmem” = “ben Türk’üm, damarlarımda asil kan akar, o yüzden diğer ırklardan üstünüm”)
    • Eğitim sistemleri aracılığı ile demokrasi, milliyetçilik, putperestlik gibi bâtılları daha küçücük yaşlarından itibaren çocukların zihinlerine ve kalplerine ilmek ilmek işlemek
    • Her türlü ahlâksızlığı, sapkınlığı, dünya ve ahirete faydası olmayan boş işleri televizyon, Netflix, müzik ve film sektörü, sosyal medya, futbol dini aracılığı ile toplumda yaygınlaştırmak, böylece zihinleri ve kalpleri uyuşturup köreltmek

    Evet, şeytan Kabal aracılığıyla insanlığı ifsad etme amacına hızlı adımlarla ilerliyor.

    Kabal’ın bu tuzaklarına ne kadar düşmezseniz ve Allah’ın size verdiği fıtratı ne kadar korursanız, tevhidi o kadar iyi anlar ve yaşarsınız ve nihayetinde ebedi mutluluğa kavuşursunuz. Ancak, yukarıdaki maddelerden her birine ne kadar maruz kalıyor iseniz, fıtratınızdaki tevhidi bulmanız o derece zorlaşacak; size tevhidin ne olduğu, ne kadar önemli olduğu tüm delilleriyle anlatılsa bile bunu idrak etmeniz mümkün olmayacaktır. Bu da ne yazık ki ebedi azap ile sonlanacak bir süreçtir.

    O yüzden siz siz olun, yukarıda saydığım her türlü fıtrat bozucu hileye karşı uyanık olun ve bunlardan beri olun.

    Fıtrat ve tevhid ilişkisi ile ilgili olarak, muvahhidlerden oluşan bir ilim topluluğundan (“Tevhid ve Sünnet”) çok faydalı şu dersi dinlemenizi tavsiye ederim: Şeytani Proje: Fıtratı Bozmak (20 dakika)

    Kabal’ın Mensupları

    Şimdi gelelim Şeytan’ın (la) yeryüzündeki yardımcıları olan Kabal’ın kimlerden oluştuğuna. Binlerce yıldır dünya üzerinde belli aileler Şeytan lanetullahi aleyh ile yaptıkları anlaşma gereği güç kazandılar. Bugüne dek gelen saltanatlarını kurup geliştirdiler. Ruhlarını şeytana teslim etmiş, gücünü şeytanlardan alan bu aileler: Rotschild ve Rockefeller’lar başta olmak üzere, 17 tane aile mevcut (diğerleri Astor, Bundy, Collins, DuPont, Freeman, Kennedy, Li, Onassis, Reynolds, Russell, Van Duyn, Merovingia, Krupp, Disney, McDonald).

    Satanistler İslâm dünyasını da kontrol altına aldı. Osmanlı’da da vardı şeytana tapan aileler; Allah’ın evi Kâbe’yi, Mekke’yi ve Medine’yi işgal etmiş olan Suud saltanatında da var.

    Fritz Springmeier’in “Bloodlines of the Illuminati” adlı kitabında bu satanist ailelerin itikatlarının, özellikle Frank ailesi aracılığı ile masonluk, sabetaycılık, sufizm/tasavvuf vb kılıflar altında) Osmanlı’ya da yayıldığını; Jön Türkler, İttihat ve Terakki gibi hareketlerin kökeninde aslında satanizm olduğunu okuyabilirsiniz.

    İşte bu bir avuç aile, rüşvet, tehdit, şantaj gibi yollarla dünyayı kanser gibi saran bir teşkilatlanmayı, Kabal’ı kurdular. Yüzlerce yıldır dünya üzerindeki hakimiyetlerini sürdürüyor; biz “goyim” halkların maddi ve manevi her anlamda vampir gibi kanlarını emiyorlar.

    Parayı Takip Et!

    Dünyayı yöneten Kabal’ın dünya ekonomisine hâkim olmak, tekel oluşturmak için kullandığı 2 büyük yatırım firması vardır: BlackRock ve Vanguard. “Follow the money”-“Parayı takip et” düsturu sizi dünyayı kimin yönettiği bilgisine hızlıca ulaştırır. Bu konuda çok aydınlatıcı bir belgeseli izlemenizi öneririm: MONOPOLY- Who Owns the World? (TEKEL-Dünyanın Sahibi Kim?)

    Şeytan’la anlaşmaları gereği, zenginlik, güç ve saltanat karşılığında, bu Kabal denen aileler grubunun tek amacı insanlığı her mânâda – zihnen, ruhen, bedenen, toplum olarak- ifsad etmektir.

    BlackRock ve Vanguard aracılığı ile dünyada aklınıza gelebilecek bütün şirketlerin (teknoloji, gıda-tarım, ilaç, madencilik, inşaat, medya, bilim dünyası, eğlence sektörü) ve hatta devletlerin Merkez Bankaları’nın sahibidirler. TC Merkez Bankası’nın arkasında kimler var bir araştırın.

    Çıkarttıkları savaşlarda, savaşan tarafların tümünün arkasında yine Kabal vardır. Olan mazlum halklara olur ki zaten bu halkları dünya üzerinde kurtulunması gereken bir fazlalık olarak görürler. Hem silah satıp ceplerini doldururken, hem dünyadaki güç dengesine kendi istekleri doğrultusunda yön verirken hem de fazlalık insan nüfusundan kurtulmuş olurlar. Tam Kazan-Kazan stratejisi.  (bkz. 1. Dünya Savaşı, 2. Dünya Savaşı, Rusya-Ukrayna “uydurulmuş savaşı”).

    Ülkelerin sözde iktidar-muhalefet çatışmalarının arkasında yine Kabal vardır. İktidarlar da Kabal’a tabidir, “controlled opposition” olan muhalefeti de Kabal kontrol eder. Sonuçta hepsi, Kabal’ın favorisi olan “Demokrasi aldatmacasının” birer piyonudur.

    Kabal ve Pedofili

    Bu Kabal’ın en ama en iğrenç özelliği ise ilahları Şeytan’a onun en sevdiği kurban olan bebek ve çocukları kurban etmeleridir.

    • İstihbarat örgütleri yardımıyla (CIA, MI6, Mossad vd) tüm dünya ülkelerinden bebek ve çocuklar çalarlar.
    • Teklif ettikleri yüksek meblağlar karşılığında kendilerine çocuk satışı yapan şebekeleri beslerler.
    • Satanist ritüellerinde onlara vahşice eziyet edip, tecavüz edip öldürürler.
    • Zulmettikleri çocukların adrenalinli kanlarından bir çeşit uyuşturucu (bkz. adrenochrome) yaparlar.
    • Internet üzerinden başka pedofillere çocuk satışı yaparlar (bkz. Wayfair skandalı).
    • Seçilmiş olan bazı çocukları MK-Ultra zihin kontrol programı altında yetiştirip bir kısmını gizli servis ajanı olarak kullanıp bir kısmını da yeni nesilleri ifsad etmesi için şarkıcı-türkücü-popstar-filmstar-Disneystar olarak piyasaya sürerler.

    Aralarında devlet başkanlarının (ABD, İsrail, Suudi Arabistan, İngiltere, Hollanda ve daha kimbilir niceleri) ve idolleştirilen şarkıcı, artistlerin bulunduğu, TV’lerde yüzlerini sürekli gördüğünüz bir çok insanın “bebek ve çocuk katili satanistler” olduğunu öğrenmek midenizi bulandırmıyor mu?

    Bu Satanist kulüpten bir yolunu bularak kaçıp kurtulabilen yüzlerce “whistleblower”ın şahitlikleri ile, artık bu pisliklerin gizli saklı yaptıklarının üzerindeki perdeler kalkıyor.

    Kabal ve Pedofili konusunu bir sonraki yazıda daha detaylı ele alacağım.

  • Satanist Walt Disney

    33. derece Mason=Satanist=Lusiferyan ve tescilli pedofil olan Walt Disney’in kanalı Disney+ Türkiye’ye gelmiş. Bu coğrafyanın çocuklarını, gençlerini ifsad edebilmek adına şeytan (lanetullahi aleyh) kendine yeni bir kapı açtı demektir.

    Disney’in her türlü yapımından çocuklarınızı uzak tutun. Subliminal mesajlarla beyinlerinin ve ruhlarının şeytan tapıcıları tarafından kirletilmesine müsaade etmeyin.

    Mickey Mouse denen en yaygın ve bilinen Disney karakterinin aslında; Satanizm dininin en değer verdiği sapkınlıkların başında gelen “pedofili”ye hizmet için tasarlanmış bir karakter olduğunu, araştırırsanız görebilirsiniz.

    Satanizmin gözdesi diğer sapkınlıklara (misal LGBT) dair hem subliminal hem de aleni mesajlar hemen hemen bütün Disney yapımlarında mevcuttur.

  • Bill Gates’in Yeni Patenti

    Bill Gates insan vücudunu “yerel bir kablosuz ağ” olarak kullanma haklarının patentini aldı.

    6,754,472 numaralı patent, Microsoft’un “insan vücudunu güç ve bilgi transferi için kullanmak üzere tüm metod ve aygıtların kullanım haklarına sahip olduğunu” belirtiyor.

    Hep demiyor muyuz, dünyayı yöneten Satanist çete “Transhumanizm” ve “Depopulasyon” ajandaları ile “göstere göstere” geliyorlar. Ama anlayana!

  • “Allah Var Diyorsan, Allah Yokmuş Gibi Yaşama”

    Ne kadar yerinde söylenmiş bir söz. Günümüz toplumunun içler acısı durumunu ne kadar da güzel ifade ediyor.

    Sözde Allah’a iman etmiş olanlar, iş imanı amele dökmeye gelince bir “kâfir”den farksız hâle geliyorlar.

    Orta yaşında iman etmiş, eski bir İslâm düşmanı olan Salim Öztoksoy‘un kitabına verdiği isim bu: “Allah Var Diyorsan, Allah Yokmuş Gibi Yaşama”

    Sosyal medya paylaşımlarından gördüğüm kadarıyla, İslâm’ın ilk şartı olan “tağutu reddetme, tağutu inkâr etme, tağuttan ictinab etmeyi” maalesef yerine getirmemiş. İslâm’a doğru büyük bir adım atmış ise de, Lailaheillallah’ın ilk şartını (“La ilahe”yi) henüz tam anlamıyla yerine getirmemiş. Vatan, bayrak, devlet gibi kavramların; sadece İslâm’ı temsil ettikleri durumda sevilebileceği gerçeğini henüz görememiş. Rabbim tevhid davetini bu samimi kuluna ulaştırsın ve onu dosdoğru yola hidayet etsin.

    İslâm’a yönelme, kalbini İslâm’a açma öyküsünü anlatırken söylediği sözler ibret verici: “İslâm’ı yaşadığını söyleyenlere dışarıdan baktığımda gördüklerim beni soğuttu.” Bu bağlantıdaki video’yu izlemenizi öneririm.

    Aynı zamanda, tağuti sistemin küfür ideolojilerini körpe zihinlere aşılamak üzere kurulmuş olan “okulların”; nasıl da beyin yıkayarak, tevhid fıtratı üzere yaratılmış masum çocukları Allah’tan, Allah’ın dininden uzaklaştırdığını kendi hayatından verdiği örneklerle ifade ediyor. (Bkz. “Bir Endoktrinasyon Kurumu: Okul”)

    Salim Öztoksoy; içten içe “İslâm’ın güzel bir şey olduğunu” düşünmesine rağmen, kendisini İslâm’dan nefret ettiren şeyin İslâm’ın kapısına gelip pencereden içeri baktığında, kendisini İslâm’a nispet eden kişilerin durumu olduğunu ifade ediyor.

    Halis Bayancuk Hoca, Tevhid Dergisi’nin 119. Sayısındaki makalesinde der ki:

    “…Bugün insanlık itikadi, siyasi, askerî, ekonomik… bir kriz yaşamaktadır. Çözüm diye sarıldıkları tüm dallar kırılmakta, her çözüm yeni krizler doğurmaktadır. İnsanlık teorik olarak çözümün İslam’da olduğunu görmekte, içlerinden ilmî namusa sahip olanlar bunu açıkça dillendirmektedir. Ne ki İslam evinin eşiğine gelen insanlık içeriye baktığında, tekbir getirerek birbirini boğazlayan, farklı mezheplere mensup olup birbirinin mabedini -hem de namaz esnasında- bombalayan; birbirinin canını, malını ve namusunu benzer ayetler okuyarak helal gören… bir toplum görmektedir. Yani insanlık, “Muhammed, ashabını öldürüyor.” demektedir. Çözümün İslam’da olduğuna teorik olarak ikna olsalar da vakıada gördükleri, onları çekimser kılmaktadır.”

    Halis Bayancuk – Tevhid Dergisi 119. Sayı

    Evet, fıtraten İslâm’a yönelmeye kodlanmış insanlık, İslâm penceresinden içeri baktığında içeri adım atmaya çekinir hâle geliyor. Bunda, aslında İslâm olmayıp da, cehaletleri sebebiyle bunun farkına varamamış, kendilerini İslâm’a nispet eden toplulukların olduğu kadar; insanları Allah’ın hak dininden uzaklaştırmayı kendilerine başlıca amaç edinmiş müstekbir tağutların hain plan ve projeleri de çok etkili.

    Bu tağutlar ki, insanları İslâm’dan soğutmak adına “terör” örgütleri kurar/destekler, kendi elleriyle terör suçu işler/işletir; sonra da sahibi oldukları devletler, kuruluşlar, medya aracılığı ile suçu İslâm’ın üzerine atarlar.

    Zayıf düşürülmüş, cahil bırakılmış, sorgulamayan, araştırmayan, akletmeyen halk ise, maruz kaldığı bu kara propaganda sebebiyle, hâkiki İslâm’ı “terör” diye yaftalayıp elinin tersi ile iterken: İslâm düşmanı tağutların “dine karşı din” projeleri kapsamında kurdukları ve destekledikleri kurumların (Bkz. Hıyanet İşleri Başkanlığı) anlattığı “muharref dine”; ya da şirk üzere ölmüş olan atalarının/babalarının aktardığı “gelenek/örf/adet dinine” ittiba ederler.

    Rabbim, tüm aleyhte propagandalara rağmen kendisine doğru adım atanlara, kalbindeki “tevhid” çağrısına kulak verip uymaya çalışanlara hidayet etsin.

  • Sakın Ha Kimseye Sövme! (Video içerir)

    3 dakikalık mükemmel bir nasihat: “Sakın Ha Kimseye Sövme – Câbir bin Suleym Kıssası”

  • Diktatör Devletlerin Yeni Hedefi: Paranız (Belgesel İçerir)

    Diktatör Devletlerin Yeni Hedefi: Paranız (Belgesel İçerir)

    Sağlığınızdan sonra paranızın da sahibi olmak istiyorlar. Totaliter ve diktatör devletlerin her dediğine itaat edip, “uslu vatandaş” olmazsanız; paranıza el koyup, harcamalarınızı kısıtlama hakkını elde etmek isteyen devletlerin CBDC “Central Bank Digital Currency” (Merkez Bankası Dijital Para Sistemi) projesine dikkat edin.

    “Halkın işlerini kolaylaştıracak bir sistem” diyerek “biz aslında ıslah edeceğiz” demiyor mu bozguncuların ta kendileri?

    Zaten başımıza ne geldiyse “hayatlarımızda kolaylık istemekten” gelmedi mi? Zahmetsiz rahmet olmaz.

    Teknolojiye güvenmeyin. Hele ki günümüzde satanistlerin kontrolü altında bulunan teknolojiye, dijital ID‘lere, Çin’de uygulamaya konmuş olan yüz tanıma ve sosyal kredi sistemine aldanmayın.

    Satanist WEF’in (Dünya Ekonomik Forumu) “Digital ID” (Dijital Kimlik, aslında Dijital Kölelik) projesi

    Küresel aristokrat çetesi Kabal diyor ki ve diyecek ki:

    Sağlık: ‘Hatırlatma dozu aşını olmadın. Halka açık alanlara girmen yasak.

    Enerji: ‘Bu ayki enerji tüketimi hakkını kullandın. Daha fazla doğalgaz yakamazsın.

    Gıda: ‘Bu hafta çok fazla et yedin. Paranı artık sadece bitki ve böcek yemek için haracayabilirsin.

    Banka: ‘Hoşumuza gitmeyen bir eylemde bulundun. Bankadaki parana el koyuyoruz.’

    Fikir Özgürlüğü: ‘Bizim katılmadığımız bir bilgi paylaştın. Algoritmamız sana ceza kesecek.…(PayPal bunu yapmaya çoktan başladı)

    Bu üstteki sözlerin çoğunu hem Covid yalandemisinde hem de sahte iklim krizi vesilesiyle söylemişlerdi. Türkiye’nin çıkardığı “Sosyal Medya SANSÜR Yasası”nı zaten biliyorsunuz.

    Küresel (!) Türkiye’nin de gururla üyesi olduğu G20 devletlerine, efendileri Klaus Schwab bakın neyi emrediyor:

    “What we have to confront is a deep, systemic and structural re-structuring of our world … [The] world will look differently after we have gone through this transition process.”

    “Üstüne gitmemiz gereken, dünyamızın derin, sistemik ve yapısal olarak yeniden inşasıdır. … Bu geçiş sürecini tamamladıktan sonra dünya çok değişecektir.”

    Klaus Schwab

    G20 üyesi devletler

    Bütün bu şeytani sistemlerin tek amacı insanda kalan son bir özgürlük zerresini de emip; insanı “tamamen kula kulluk etmeye” mahkum bırakmaktır. Bu şeytani sistemin oyunlarına gözünüzü açıp, bunlardan uzak durduğunuz müddetçe Cennet’in anahtarı olan Tevhid’e (sadece Allah’a kul olmaya) yaklaşırsınız.

    Küresel çetenin sadık bir itaatkârı olan TC‘nin CBDC (Merkez Bankası Dijital Para Sistemi)  projesi olmaz mı? Elbette var:

    “Başkalarının açtığı sanal evrenlerde yer almaya çalışmak yerine bizatihi kendi evrenimizi kurmak peşindeyiz.” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan Merkez Bankası’nın bünyesinde kripto parayla ilgili bir çalışma yürütüldüğünü söyledi.”

    Kaynak: BloombergHT

    İslâm şeriatının getirdiği ekonomik düzenden şaşmayın. Şeytanın insanları aldatma/saptırma merkezleri olan bankalardan uzak durun. Yüce Allah’ın haram kıldığı faizden uzak durun. Paranızı nakit kullanın, yatırım yapacak iseniz şeriatın izin verdiği altın ve gümüş gibi değerli madenleri kullanın.

    Satanist küresel çeteye hizmet eden (ve hatta onların sahibi olduğu) Merkez bankalarının, özel bankaların her hizmetinden uzak durun. Yoksa yarın öbür gün, “uslu bir vatandaş olmadığınızda” her şeyinizi elinizden çekip alıverirler.

    Tüm “küresel (satanist) devletler” (= müstekbir tağutlar) tarafından elbirliğiyle yürütülmekte olan CBDC projesinin temel amacı; toplumlar üzerinde hâlihazırda kurmuş oldukları sömürü düzenini (adaletsiz, mantıksız ve aşırı seviyedeki vergiler, parası olanın gücüne güç kattığı, yoksulun ezildiği faizci kapitalist sistem vb) daha da güçlendirerek, toplumları maksimum seviyede mustazaflaştırmaktır.

    Şeytan (lanetullahi aleyh) hizmetkârı küresel devletlerin “paranıza ve tüm özgürlüklerinize el koyma” = CBDC projelerine dair “STATE OF CONTROL” (“Kontrol Devleti”) adlı belgesel için:

    https://stopworldcontrol.com/cbdc/?inf_contact_key=a20ffac3b8a5062d81baac86a4225ae4d18a532c4142cb79caf2b269de1401fa
    Cadı: Devlet, Elma: Devletin vatandaşına teklif ettiği herhangi bir şey
  • Bir Kalbe İslâm Girdi Mi – (Ücretsiz Kitap İçerir)

    Halis Bayancuk Hoca’nın “İman Ettikten Sonra” adlı kitabından:

    “Bir kalbe İslâm girdi mi o kalpte devrim yapar. İnsan yabancılaştığı özüyle/fıtratıyla tanışır. Yüce Allah’ın varlık ve birlik delillerini fark eder. Kalp, yaratıcısını bulduğu ve O’na tevhid üzere kulluk ettiği için tarif edemediği bir huzur, bir sükûnet bulur… İmanı besleyen şer’i ve kevni ayetler, bahar yağmuru gibi damla damla kalbine düşer… Şirk, bidat ve masiyetlerle katılaşmış kalp, önce üstündeki ölü toprağı atar, sonra titreşir, kabarır ve türlü rahmet çiçekleri açar… Baharın gelişiyle uyanan tabiat gibi, kalp de uyanmaya ve hissetmeye başlar… Ne güzeldir iman… Ne tatlıdır o ilk günlerin heyecanı… Ne şirindir insanın kendi özüyle ve kâinatla arasındaki küslüğü sonlandırması… Ne büyük bir değerlilik hissidir El-Vâhid ve Al-Ahad olana kul olduğunu hissetmek… Ne kıymetlidir hidayeti bir şeref madalyası gibi göğsünde taşımak, taşıyor olmak…

    İnsan tevhidle tanışınca, yüreği merhametler, şefkatle dolar. Zira o, âlemlere rahmet olarak gönderilen bir peygamberin ümmetidir. İster ki tüm sevdikleri aynı duyguları yaşasın, benzer lezzetleri tatsın… Onları da İslâm’a davet etmeye çalışır. Sanır ki bu kadar açık hakikatleri herkes anlayacak, hemen o kutlu çağrıya icabet edecek, din kardeşi olacaklar. Hem, herkesin derdi cennete gitmek cehennemden kurtulmak değil midir? Evet, hiç şüphesiz tüm sevdikleri cennetin anahtarını (Lailaheillallah) kilitli kalplerine sokup, orayı tevhid davetine açacaktır… Fakat, hatta çok büyük bir fakat, hiç de öyle olmaz… Çünkü yola yeni giren kardeşimiz bir şeyi unutmuştur…

    Tevhid anlamaktan önce hidayet meselesidir. Delillerin açıklandığından ziyade bir İlahi hibe meselesidir… Önce Allah izin verecek, kalplerin kilidini açacak, sonra hidayet gelecek…

    ‘Allah, kimi hidayet etmek isterse onun İslam’ı (kabul etmesi) için göğsünü genişletir. Kimi de saptırmak isterse gökyüzüne yükseliyormuş gibi göğsünü dar ve sıkıntılı yapar. Böylece Allah, iman etmeyenleri ricse/pisliğe/azaba mahkûm eder. (veya ricsi iman etmeyenlerin üzerine yığar.)’(67/En’âm,125)

    Allah birini saptırmak istiyorsa… Göğe yükseliyor gibi, nefessiz kalıyor gibi, kalbini daraltır… Ne söylersen söyle, sanki küfrediyormuşsun gibi tepki verir… Çünkü mesele anlamak veya anlamamak meselesi değildir. Mesele, Allah’ın bir kalbi İslâm’a açması veya kapaması meselesidir… Mesele bilip bilmemek, güzel anlatıp anlatmamak, anlamak veya anlamamak meselesi değildir. Mesele, hidayet ve dalalet meselesidir.”

    Halis Bayancuk – İman Ettikten Sonra (s. 165-166)

    Kalbin hidayetle buluşmasının kalpte yarattığı duygular daha güzel ifade edilemezdi. Yeni iman etmiş bir Müslim’in; sevdiklerinin, ailesinin de bu güzellikleri yaşaması için onları İslâm’a davet etmesi, ancak onlardan şiddet dolu tepkiler dışında başka bir karşılık bulamayışının sebebi daha güzel ifade edilemezdi.

    Rabbim; sadece fikirleri sebebiyle, hakkı korkmadan haykırması ve insanları hakka, kula kulluk etmekten sadece Allah’a kulluk etmeye davet etmesi sebebiyle müstekbir tağutların zulmüne uğramış Halis Hoca’nın esaret bağlarını çözsün. Allahumme amin.

    Halis Hoca’nın “İman Ettikten Sonra” adlı kitabını okumak için: https://ia801502.us.archive.org/4/items/9786057176417/IES_TBY_1B.pdf

    Benim tavsiyem, kitabı edinin ve altını çize çize, notlar ala ala, dersler çıkara çıkara okuyun.

    Dünyanızı ve ahiretinizi güzelleştirecek faydalı ilim içeren diğer kitaplar için: https://tevhiddersleri.org/kitaplar#

  • “Aniden Öldü” (“Died Suddenly”) – Belgesel

    Yine göz açıcı bir belgesel. Uyarmam gerekiyor belgeselde ağır görüntüler mevcut. İşte belki de bu sebeple insanları titretip kendine getirebilecek bir etkiye sahip olduğunu düşünüyorum. Kan ile ilgili hassasiyetiniz varsa izlemenizi tavsiye etmem. Çocuklar için de hiç uygun değil.

    Covid yalanına, mRNA yalanına uyananlar bundan sonra gelecek yalanlara da aldanmayacaktır.

    Covid bu yüzden önemli bir mihenk taşı. Dünyayı yöneten, Şeytan aleyhillane hizmetkârı Satanist çete Kabal‘ın bu şeytani projesinin ardında ne gibi şeytani emelleri olduğunu görmek için bu 1 saatlik belgeseli izleyin.

    Bu çete ki; tüm devletlerin kontrolünü elinde bulundurur; TC dahil. TC yöneticilerinin, nasıl yoğun bir propaganda, tehdit, baskı ve fetva zinciri ile halkını bu depopulasyon aracına kurban ettiğini hatırlayın.

    Dünya üzerinde iki grup var: müstekbir tağutlar ve onların zulmü altında ezilen/sömürülen mustazaflar.

    Müstekbir tağutlar grubunun en tepesinde birebir Şeytan aleyhillane ile görüşen, ondan vahiy alan, kendilerini ona hizmete adamış Satanist kâfirler bulunuyor. Belgeselde onların emir erlerinden bir kaç tanesini görebilirsiniz. Zaten çok tanıdık isimler: Klaus Schwab, Bill Gates, George Soros, Kral Charles, Biden, Trudeau, Albert Bourla (Pfizer CEO), Anthony Fauci, Bush.

    Unutmayın, bu saydığım isimler sadece emir eri. En tepedeki tağutlar başka isimler. Onlar pek halk önüne çıkmaz, duyulmak/görülmek istemezler. Dostları Şeytan lanetullahi aleyh’ten aldıkları emirlerle yeryüzünde ekini ve nesli bozacak pis işleri onlar emreder, emir erleri yerine getirir.

    Bu en tepedeki tağutlar, kurdukları piramidal hiyerarşi ile egemenliklerini tüm dünya genelinde sürdürüyorlar.

    Bu piramitin altında açlıkla, fakirlikle, maddi ve manevi her alanda sömürüyle ezilen mustazaf halklar bulunuyor. Ama Şeytan’ın oyunu öyle hileli ki, bu insanlar aslında sömürüldüklerinin farkına bile varmadan hayatlarını yaşıyorlar çoğunlukla. Tıpkı WEF‘in meşhur Great Reset sloganında olduğu gibi: “It’s 2030. I own nothing and I am happy” (Yıl 2030. Hiç bir şeye sahip değilim ve mutluyum.)

    Zaten şeytanın amacı; boş işlerin peşine takılıp gitmiş, Rabbini unutmuş, özünü unutmuş, fıtratından kopmuş, yaratılış amacı olan tevhidden bihaber yaşayan güruhlar oluşturmak. Ahdi var bir kere, Allah Teâlâ’nın hak yolunun üzerine oturup, tüm insanlığı saptırmaya yemin etmiş.

    İşte bu belgesel Covid projesinin arkasında yatan gerçekleri idrak etmenizi sağlayacak ve umulur ki sizi tekrar Allah’ın yoluna döndürecek.

    mRNA aşıları ile insanlara belgeselde gösterilenleri yapabilenlerin kötülüğünü iliklerinize kadar hissedeceksiniz ve insanlığa bunu yapanlara lanet edeceksiniz.

    mRNA aşılı olanların vücutlarından çıkan, damarlarını/organlarını tıkayan ve ölümlerine sebep olan, daha önce eşi benzeri görülmemiş beyaz et parçacıklarına inanamayacaksınız. Bunlar kan pıhtısı değil, bambaşka acayip şeyler. “Sudden Adult Death Syndrome-SADS” (Ani Yetişkin Ölümü Sendromu) denen durumun aslında sadece mRNA toksik enjeksiyonlarının yüzlerce yan etkisinden biri olduğunu göreceksiniz.

    Yalancı insi şeytanlar tarafından “Hamileler için son derece güvenli olduğu” söylenen mRNA aşılarından sonra, anne karnında bebek ölümlerinin, ölü doğumların nasıl da 2000 kata varan şekilde arttığını vicdanlı doktor ve hemşirelerden duyduğunuzda insanlığa bunu yapanlara lanet edeceksiniz.

    Artık insanlara karşı savaşın topla tüfekle değil; aşıyla, ilaçla yapıldığını anlayacaksınız.

    Dünyada tüm bu bozgunculuğu ve ifsadı yapanların sâfi “kötü” olduğunu kalbinizde bileceksiniz.

    “Kötü”yle “İyi”nin bu son ve en şiddetli savaşında tarafınızı dikkatli seçin. Kazananlardan olmak istiyorsanız yüzünüzü tevhid ile yaratıcınız olan âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ’ya dönün. Siz Allah’ın dinini koruyun ki Allah da sizi korusun. Sizi sömürmek, sizi saptırmak ve sizi öldürmek isteyen müstekbir tağutlara karşı dimdik durun ve onların yalanlarına/projelerine artık kanmayın.

    Küresel efendilerinin elinde oyuncak olmuş devletlerinize ise hiç güvenmeyin. Küfür üzere, Allah’a isyan üzere kurulmuş devletlerden halklarına hayır mı gelir!? Kafanızdaki atadan dededen kalma cahiliye tabularını, vatan-millet-devlet-bayrak saplantılarını sökün atın artık. “Devlet” maskesi altında halklar üzerinde oynanan oyunları görün artık.

    Ne zaman ki Allah azze ve celle’nin lütfuyla, tüm tağutları (en başta Satanist çete Kabal’ı) inkâr eden ve onlardan ictinab eden ve onlarla mücadele eden gerçek bir İslâm devleti kurulur, işte o devlete dört elle sarılın. Çünkü o devlet hak yolundadır, iyinin yolundadır; bâtılın ve kötünün karşısındadır.

    Belgeseli İzlemek İçin Tıklayın: “Died Suddenly”

    Cadı: Devlet, Elma: Devletin vatandaşına teklif ettiği herhangi bir şey
  • TC Bir Hukuksuzluk Devletidir

    Gerçekleri söylemekten geri durmayan, ahlâklı ve vicdanlı bir avukat olan Mehmet Ali Başaran’dan: (önemli gördüğüm kısımları Bold ile vurguladım)

    “İçinden geçtiğimiz süreçte Türkiye’yi yöneten (başını AKP, MHP ve ulusalcı “grupların” liderlerinin çektiği, derinlere uzanan) koalisyon pek çok sembol ismi rehine olarak “ele geçirdi” ve itibarı yerlerde sürünen Türk Mahkemelerinde sözde bir yargılama seansından sonra hapsetti.  

    Türkiye’de istisnasız her kesimin üzerinde ittifak ettiği nadir konulardan biri, belki de birincisi, bu ülkede Yargı’nın olmadığı, Yargı diye bilinen gücün (mekanizmanın) iktidar değişimiyle birlikte derhal farklı odakların emrine girdiğidir. Parayı verenin düdüğü çalması gibi, gücü eline geçiren yargıyı da eline alır ve maşa olarak kullanır. Bir Türkiye klasiğidir.

    Hal böyle olunca, rehinelerimiz Hukuk yüzü görmezler. Yalnızca görüntüyü kurtarmak adına, kurmacaya uygun olarak Mahkeme salonuna alınır, hakim karşısına çıkartılırlar. Kararlar gizli toplantılarda alınır, hakim ve savcılara dikte edilir. Onlar da mesleki “beceri”lerini kullanarak gerekçe uydurur, kılıf bulurlar. 

    Yine, “kan gövdeyi götürürken” adlı yazıda bahsettiğim isim Halis Bayancuk ve yakın zamanda zindana atılan Şebnem Korur Fincancı da bu iktidarın, yargının elinde rehinedir.

    Mehmet Ali Başaran – Türkiye’nin Meşhur Rehineleri

    Mehmet Ali Başaran’ın, sadece fikirleri sebebiyle TC devleti tarafından esir edilmiş olan Halis Hoca’ya yapılan zulmü dile getirdiği “Kan Gövdeyi Götürürken” adlı makalesine de burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

    Her birimiz Allah Resulu (sav)’in şu hadisi üzerine düşünelim:

    Sizden önceki milletler şu sebeple yok olup gittiler: Aralarından soylu, mevki ve makam sahibi biri hırsızlık yapınca onu bırakıverirler, zayıf ve kimsesiz biri hırsızlık yapınca da onu hemen cezalandırırlardı. Allah’a yemin ederim ki, Muhammed’in kızı Fâtıma hırsızlık yapsaydı, elbette onun da elini keserdim.” (Buhari 3475, Müslim 1688)

    İşte beşerin hukuku ile âlemlerin Rabbi Allah azze ve celle’nin adaleti arasındaki fark! Beşerin hukuku tağutlara, mele (aristokrat) tabakasına, zenginlere, yöneticilere işlemezken; Allah’ın şeriatı peygamber çocuğu ile sıradan bir kimse arasında zerre ayrım yapmaz.

    İşte bu yüzden adaletin tek yolu, zulümden kurtulup gerçek anlamda özgürleşmenin tek yolu Allah Teâlâ’nın şeriatını hâkim kılmaktır.