“Devletimin Bana Söylediği Yalanlar”

“Devletimin Bana Söylediği Yalanlar ve Gelmekte Olan Daha İyi Bir Gelecek”

mRNA platform teknolojisi mucidi Dr. Robert Malone’un kitabı. 

Küresel Satanist çete Kabal’ın ve onların kuklaları olan küresel devletlerin yalanlarını, kara propagandalarını, beyin yıkama ve köleleştirme faaliyetlerini ifşa etmekten korkmayan bağımsız, tarafsız, ahlâklı ve vicdanlı bir bilim insanı.

Rabbim o ve onun gibi ahlaklı ve vicdanlı insanlara, doğruları söylemekten, haksızlığa karşı çıkmaktan korkmayan insanlara hidayet etsin. 

“Devlet” denilen müstekbir tağutların hakikatını ifşa etmeye başladıkları için, aslında İslâm’a çok yakınlar. 

Hatta belki de, kendini İslâm’a nispet eden ancak “tağut”un t’sinden bile haberi olmayan bu ülkenin insanlarından çok daha fazla yakınlar. 

Kurtuluşun Yolu: Tağutları İnkâr ve Tağuttan İctinab

Malone’a göre, şeytani Kabal çetesine karşı en büyük avantajımız bizim onlardan çok daha fazla sayıda olmamız. Sayıca üstünlüğümüzü onların sömürü düzenine karşı bir kalkana çevirebilmemizin yolu ise “paralel” yapılar oluşturmaktan geçiyor.

“Küresel tağut devletlerin” bize sunduğu ve yakın bir gelecekte “iyi/uslu/söz dinleyen” vatandaş olma şartına bağlayacağı her türlü hizmet için (eğitim, sağlık, gıda, haber alma vb) “paralel” yapılar kurmak ve bu tağutların getireceği Dijital Kimlik, CBDC, sosyal kredi skoru gibi köleleştirici projelerin pençesinden kurtulmak.

Peki, alemlerin Rabbi Allah azze ve celle de bizi buna çağırmıyor mu zaten?

İnsanlığa zulmeden, insanlığı iliklerine kadar sömüren tüm şeytani tağutlara “la” deyip, onların hepsini inkâr edip, hepsinden ictinab etmeyi, katında geçerli tek din olan İslâm’a girişin şartı koşmuyor mu?

O zaman, insanlığın kurtuluşu, bağımsızlığı, huzuru ve emniyeti için tek çarenin, tek çözümün İslâm olduğu güneş kadar açık bir gerçek değil mi?

İşte bu düşünceleri yüzünden diyorum ki; bu doktor ve benzerleri Allah’ın (cc) dinine bu ülkeden yaşayanların çoğundan daha yakın.

Bu ülkede yaşayanların çoğu, Yüce Allah’a isyan/küfür üzere kurulmuş ve satanist küresel çeteye itaat etmeyi şiar edinmiş devleti “kurtarıcı” olarak görme düşüncesindeyken; aslında reddetmeleri gerekeni (tağutu) bağırlarına basmış oluyorlar. Üstelik, devletin bekâsı için dualar ederek trajikomik tablolar çiziyorlar.

Dünya ise uyanışta. Kabal’ın bâtıl milliyetçilik ideolojileri ile kurdurttuğu devletlerin aslında halklara değil, dünyadaki tüm kapitalin sahibi bir avuç satanist elite hizmet ettiğinin farkında. Farkına varmakla yetinmiyor, ses çıkarıyor ve bu gidişe dur demek için çalışmalar yapıyorlar.

Biz uykudan ne zaman uyanacağız acaba??

“Allah Var Diyorsan, Allah Yokmuş Gibi Yaşama”

Ne kadar yerinde söylenmiş bir söz. Günümüz toplumunun içler acısı durumunu ne kadar da güzel ifade ediyor.

Sözde Allah’a iman etmiş olanlar, iş imanı amele dökmeye gelince bir “kâfir”den farksız hâle geliyorlar.

Orta yaşında iman etmiş, eski bir İslâm düşmanı olan Salim Öztoksoy‘un kitabına verdiği isim bu: “Allah Var Diyorsan, Allah Yokmuş Gibi Yaşama”

Sosyal medya paylaşımlarından gördüğüm kadarıyla, İslâm’ın ilk şartı olan “tağutu reddetme, tağutu inkâr etme, tağuttan ictinab etmeyi” maalesef yerine getirmemiş. İslâm’a doğru büyük bir adım atmış ise de, Lailaheillallah’ın ilk şartını (“La ilahe”yi) henüz tam anlamıyla yerine getirmemiş. Vatan, bayrak, devlet gibi kavramların; sadece İslâm’ı temsil ettikleri durumda sevilebileceği gerçeğini henüz görememiş. Rabbim tevhid davetini bu samimi kuluna ulaştırsın ve onu dosdoğru yola hidayet etsin.

İslâm’a yönelme, kalbini İslâm’a açma öyküsünü anlatırken söylediği sözler ibret verici: “İslâm’ı yaşadığını söyleyenlere dışarıdan baktığımda gördüklerim beni soğuttu.” Bu bağlantıdaki video’yu izlemenizi öneririm.

Aynı zamanda, tağuti sistemin küfür ideolojilerini körpe zihinlere aşılamak üzere kurulmuş olan “okulların”; nasıl da beyin yıkayarak, tevhid fıtratı üzere yaratılmış masum çocukları Allah’tan, Allah’ın dininden uzaklaştırdığını kendi hayatından verdiği örneklerle ifade ediyor. (Bkz. “Bir Endoktrinasyon Kurumu: Okul”)

Salim Öztoksoy; içten içe “İslâm’ın güzel bir şey olduğunu” düşünmesine rağmen, kendisini İslâm’dan nefret ettiren şeyin İslâm’ın kapısına gelip pencereden içeri baktığında, kendisini İslâm’a nispet eden kişilerin durumu olduğunu ifade ediyor.

Halis Bayancuk Hoca, Tevhid Dergisi’nin 119. Sayısındaki makalesinde der ki:

“…Bugün insanlık itikadi, siyasi, askerî, ekonomik… bir kriz yaşamaktadır. Çözüm diye sarıldıkları tüm dallar kırılmakta, her çözüm yeni krizler doğurmaktadır. İnsanlık teorik olarak çözümün İslam’da olduğunu görmekte, içlerinden ilmî namusa sahip olanlar bunu açıkça dillendirmektedir. Ne ki İslam evinin eşiğine gelen insanlık içeriye baktığında, tekbir getirerek birbirini boğazlayan, farklı mezheplere mensup olup birbirinin mabedini -hem de namaz esnasında- bombalayan; birbirinin canını, malını ve namusunu benzer ayetler okuyarak helal gören… bir toplum görmektedir. Yani insanlık, “Muhammed, ashabını öldürüyor.” demektedir. Çözümün İslam’da olduğuna teorik olarak ikna olsalar da vakıada gördükleri, onları çekimser kılmaktadır.”

Halis Bayancuk – Tevhid Dergisi 119. Sayı

Evet, fıtraten İslâm’a yönelmeye kodlanmış insanlık, İslâm penceresinden içeri baktığında içeri adım atmaya çekinir hâle geliyor. Bunda, aslında İslâm olmayıp da, cehaletleri sebebiyle bunun farkına varamamış, kendilerini İslâm’a nispet eden toplulukların olduğu kadar; insanları Allah’ın hak dininden uzaklaştırmayı kendilerine başlıca amaç edinmiş müstekbir tağutların hain plan ve projeleri de çok etkili.

Bu tağutlar ki, insanları İslâm’dan soğutmak adına “terör” örgütleri kurar/destekler, kendi elleriyle terör suçu işler/işletir; sonra da sahibi oldukları devletler, kuruluşlar, medya aracılığı ile suçu İslâm’ın üzerine atarlar.

Zayıf düşürülmüş, cahil bırakılmış, sorgulamayan, araştırmayan, akletmeyen halk ise, maruz kaldığı bu kara propaganda sebebiyle, hâkiki İslâm’ı “terör” diye yaftalayıp elinin tersi ile iterken: İslâm düşmanı tağutların “dine karşı din” projeleri kapsamında kurdukları ve destekledikleri kurumların (Bkz. Hıyanet İşleri Başkanlığı) anlattığı “muharref dine”; ya da şirk üzere ölmüş olan atalarının/babalarının aktardığı “gelenek/örf/adet dinine” ittiba ederler.

Rabbim, tüm aleyhte propagandalara rağmen kendisine doğru adım atanlara, kalbindeki “tevhid” çağrısına kulak verip uymaya çalışanlara hidayet etsin.

Diktatör Devletlerin Yeni Hedefi: Paranız (Belgesel İçerir)

Sağlığınızdan sonra paranızın da sahibi olmak istiyorlar. Totaliter ve diktatör devletlerin her dediğine itaat edip, “uslu vatandaş” olmazsanız; paranıza el koyup, harcamalarınızı kısıtlama hakkını elde etmek isteyen devletlerin CBDC “Central Bank Digital Currency” (Merkez Bankası Dijital Para Sistemi) projesine dikkat edin.

“Halkın işlerini kolaylaştıracak bir sistem” diyerek “biz aslında ıslah edeceğiz” demiyor mu bozguncuların ta kendileri?

Zaten başımıza ne geldiyse “hayatlarımızda kolaylık istemekten” gelmedi mi? Zahmetsiz rahmet olmaz.

Teknolojiye güvenmeyin. Hele ki günümüzde satanistlerin kontrolü altında bulunan teknolojiye, dijital ID‘lere, Çin’de uygulamaya konmuş olan yüz tanıma ve sosyal kredi sistemine aldanmayın.

Satanist WEF’in (Dünya Ekonomik Forumu) “Digital ID” (Dijital Kimlik, aslında Dijital Kölelik) projesi

Küresel aristokrat çetesi Kabal diyor ki ve diyecek ki:

Sağlık: ‘Hatırlatma dozu aşını olmadın. Halka açık alanlara girmen yasak.

Enerji: ‘Bu ayki enerji tüketimi hakkını kullandın. Daha fazla doğalgaz yakamazsın.

Gıda: ‘Bu hafta çok fazla et yedin. Paranı artık sadece bitki ve böcek yemek için haracayabilirsin.

Banka: ‘Hoşumuza gitmeyen bir eylemde bulundun. Bankadaki parana el koyuyoruz.’

Fikir Özgürlüğü: ‘Bizim katılmadığımız bir bilgi paylaştın. Algoritmamız sana ceza kesecek.…(PayPal bunu yapmaya çoktan başladı)

Bu üstteki sözlerin çoğunu hem Covid yalandemisinde hem de sahte iklim krizi vesilesiyle söylemişlerdi. Türkiye’nin çıkardığı “Sosyal Medya SANSÜR Yasası”nı zaten biliyorsunuz.

Küresel (!) Türkiye’nin de gururla üyesi olduğu G20 devletlerine, efendileri Klaus Schwab bakın neyi emrediyor:

“What we have to confront is a deep, systemic and structural re-structuring of our world … [The] world will look differently after we have gone through this transition process.”

“Üstüne gitmemiz gereken, dünyamızın derin, sistemik ve yapısal olarak yeniden inşasıdır. … Bu geçiş sürecini tamamladıktan sonra dünya çok değişecektir.”

Klaus Schwab

G20 üyesi devletler

Bütün bu şeytani sistemlerin tek amacı insanda kalan son bir özgürlük zerresini de emip; insanı “tamamen kula kulluk etmeye” mahkum bırakmaktır. Bu şeytani sistemin oyunlarına gözünüzü açıp, bunlardan uzak durduğunuz müddetçe Cennet’in anahtarı olan Tevhid’e (sadece Allah’a kul olmaya) yaklaşırsınız.

Küresel çetenin sadık bir itaatkârı olan TC‘nin CBDC (Merkez Bankası Dijital Para Sistemi)  projesi olmaz mı? Elbette var:

“Başkalarının açtığı sanal evrenlerde yer almaya çalışmak yerine bizatihi kendi evrenimizi kurmak peşindeyiz.” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan Merkez Bankası’nın bünyesinde kripto parayla ilgili bir çalışma yürütüldüğünü söyledi.”

Kaynak: BloombergHT

İslâm şeriatının getirdiği ekonomik düzenden şaşmayın. Şeytanın insanları aldatma/saptırma merkezleri olan bankalardan uzak durun. Yüce Allah’ın haram kıldığı faizden uzak durun. Paranızı nakit kullanın, yatırım yapacak iseniz şeriatın izin verdiği altın ve gümüş gibi değerli madenleri kullanın.

Satanist küresel çeteye hizmet eden (ve hatta onların sahibi olduğu) Merkez bankalarının, özel bankaların her hizmetinden uzak durun. Yoksa yarın öbür gün, “uslu bir vatandaş olmadığınızda” her şeyinizi elinizden çekip alıverirler.

Tüm “küresel (satanist) devletler” (= müstekbir tağutlar) tarafından elbirliğiyle yürütülmekte olan CBDC projesinin temel amacı; toplumlar üzerinde hâlihazırda kurmuş oldukları sömürü düzenini (adaletsiz, mantıksız ve aşırı seviyedeki vergiler, parası olanın gücüne güç kattığı, yoksulun ezildiği faizci kapitalist sistem vb) daha da güçlendirerek, toplumları maksimum seviyede mustazaflaştırmaktır.

Şeytan (lanetullahi aleyh) hizmetkârı küresel devletlerin “paranıza ve tüm özgürlüklerinize el koyma” = CBDC projelerine dair “STATE OF CONTROL” (“Kontrol Devleti”) adlı belgesel için:

https://stopworldcontrol.com/cbdc/?inf_contact_key=a20ffac3b8a5062d81baac86a4225ae4d18a532c4142cb79caf2b269de1401fa
Cadı: Devlet, Elma: Devletin vatandaşına teklif ettiği herhangi bir şey

Bir Kalbe İslâm Girdi Mi – (Ücretsiz Kitap İçerir)

Halis Bayancuk Hoca’nın “İman Ettikten Sonra” adlı kitabından:

“Bir kalbe İslâm girdi mi o kalpte devrim yapar. İnsan yabancılaştığı özüyle/fıtratıyla tanışır. Yüce Allah’ın varlık ve birlik delillerini fark eder. Kalp, yaratıcısını bulduğu ve O’na tevhid üzere kulluk ettiği için tarif edemediği bir huzur, bir sükûnet bulur… İmanı besleyen şer’i ve kevni ayetler, bahar yağmuru gibi damla damla kalbine düşer… Şirk, bidat ve masiyetlerle katılaşmış kalp, önce üstündeki ölü toprağı atar, sonra titreşir, kabarır ve türlü rahmet çiçekleri açar… Baharın gelişiyle uyanan tabiat gibi, kalp de uyanmaya ve hissetmeye başlar… Ne güzeldir iman… Ne tatlıdır o ilk günlerin heyecanı… Ne şirindir insanın kendi özüyle ve kâinatla arasındaki küslüğü sonlandırması… Ne büyük bir değerlilik hissidir El-Vâhid ve Al-Ahad olana kul olduğunu hissetmek… Ne kıymetlidir hidayeti bir şeref madalyası gibi göğsünde taşımak, taşıyor olmak…

İnsan tevhidle tanışınca, yüreği merhametler, şefkatle dolar. Zira o, âlemlere rahmet olarak gönderilen bir peygamberin ümmetidir. İster ki tüm sevdikleri aynı duyguları yaşasın, benzer lezzetleri tatsın… Onları da İslâm’a davet etmeye çalışır. Sanır ki bu kadar açık hakikatleri herkes anlayacak, hemen o kutlu çağrıya icabet edecek, din kardeşi olacaklar. Hem, herkesin derdi cennete gitmek cehennemden kurtulmak değil midir? Evet, hiç şüphesiz tüm sevdikleri cennetin anahtarını (Lailaheillallah) kilitli kalplerine sokup, orayı tevhid davetine açacaktır… Fakat, hatta çok büyük bir fakat, hiç de öyle olmaz… Çünkü yola yeni giren kardeşimiz bir şeyi unutmuştur…

Tevhid anlamaktan önce hidayet meselesidir. Delillerin açıklandığından ziyade bir İlahi hibe meselesidir… Önce Allah izin verecek, kalplerin kilidini açacak, sonra hidayet gelecek…

‘Allah, kimi hidayet etmek isterse onun İslam’ı (kabul etmesi) için göğsünü genişletir. Kimi de saptırmak isterse gökyüzüne yükseliyormuş gibi göğsünü dar ve sıkıntılı yapar. Böylece Allah, iman etmeyenleri ricse/pisliğe/azaba mahkûm eder. (veya ricsi iman etmeyenlerin üzerine yığar.)’(67/En’âm,125)

Allah birini saptırmak istiyorsa… Göğe yükseliyor gibi, nefessiz kalıyor gibi, kalbini daraltır… Ne söylersen söyle, sanki küfrediyormuşsun gibi tepki verir… Çünkü mesele anlamak veya anlamamak meselesi değildir. Mesele, Allah’ın bir kalbi İslâm’a açması veya kapaması meselesidir… Mesele bilip bilmemek, güzel anlatıp anlatmamak, anlamak veya anlamamak meselesi değildir. Mesele, hidayet ve dalalet meselesidir.”

Halis Bayancuk – İman Ettikten Sonra (s. 165-166)

Kalbin hidayetle buluşmasının kalpte yarattığı duygular daha güzel ifade edilemezdi. Yeni iman etmiş bir Müslim’in; sevdiklerinin, ailesinin de bu güzellikleri yaşaması için onları İslâm’a davet etmesi, ancak onlardan şiddet dolu tepkiler dışında başka bir karşılık bulamayışının sebebi daha güzel ifade edilemezdi.

Rabbim; sadece fikirleri sebebiyle, hakkı korkmadan haykırması ve insanları hakka, kula kulluk etmekten sadece Allah’a kulluk etmeye davet etmesi sebebiyle müstekbir tağutların zulmüne uğramış Halis Hoca’nın esaret bağlarını çözsün. Allahumme amin.

Halis Hoca’nın “İman Ettikten Sonra” adlı kitabını okumak için: https://ia801502.us.archive.org/4/items/9786057176417/IES_TBY_1B.pdf

Benim tavsiyem, kitabı edinin ve altını çize çize, notlar ala ala, dersler çıkara çıkara okuyun.

Dünyanızı ve ahiretinizi güzelleştirecek faydalı ilim içeren diğer kitaplar için: https://tevhiddersleri.org/kitaplar#

TC Bir Hukuksuzluk Devletidir

Gerçekleri söylemekten geri durmayan, ahlâklı ve vicdanlı bir avukat olan Mehmet Ali Başaran’dan: (önemli gördüğüm kısımları Bold ile vurguladım)

“İçinden geçtiğimiz süreçte Türkiye’yi yöneten (başını AKP, MHP ve ulusalcı “grupların” liderlerinin çektiği, derinlere uzanan) koalisyon pek çok sembol ismi rehine olarak “ele geçirdi” ve itibarı yerlerde sürünen Türk Mahkemelerinde sözde bir yargılama seansından sonra hapsetti.  

Türkiye’de istisnasız her kesimin üzerinde ittifak ettiği nadir konulardan biri, belki de birincisi, bu ülkede Yargı’nın olmadığı, Yargı diye bilinen gücün (mekanizmanın) iktidar değişimiyle birlikte derhal farklı odakların emrine girdiğidir. Parayı verenin düdüğü çalması gibi, gücü eline geçiren yargıyı da eline alır ve maşa olarak kullanır. Bir Türkiye klasiğidir.

Hal böyle olunca, rehinelerimiz Hukuk yüzü görmezler. Yalnızca görüntüyü kurtarmak adına, kurmacaya uygun olarak Mahkeme salonuna alınır, hakim karşısına çıkartılırlar. Kararlar gizli toplantılarda alınır, hakim ve savcılara dikte edilir. Onlar da mesleki “beceri”lerini kullanarak gerekçe uydurur, kılıf bulurlar. 

Yine, “kan gövdeyi götürürken” adlı yazıda bahsettiğim isim Halis Bayancuk ve yakın zamanda zindana atılan Şebnem Korur Fincancı da bu iktidarın, yargının elinde rehinedir.

Mehmet Ali Başaran – Türkiye’nin Meşhur Rehineleri

Mehmet Ali Başaran’ın, sadece fikirleri sebebiyle TC devleti tarafından esir edilmiş olan Halis Hoca’ya yapılan zulmü dile getirdiği “Kan Gövdeyi Götürürken” adlı makalesine de burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Her birimiz Allah Resulu (sav)’in şu hadisi üzerine düşünelim:

Sizden önceki milletler şu sebeple yok olup gittiler: Aralarından soylu, mevki ve makam sahibi biri hırsızlık yapınca onu bırakıverirler, zayıf ve kimsesiz biri hırsızlık yapınca da onu hemen cezalandırırlardı. Allah’a yemin ederim ki, Muhammed’in kızı Fâtıma hırsızlık yapsaydı, elbette onun da elini keserdim.” (Buhari 3475, Müslim 1688)

İşte beşerin hukuku ile âlemlerin Rabbi Allah azze ve celle’nin adaleti arasındaki fark! Beşerin hukuku tağutlara, mele (aristokrat) tabakasına, zenginlere, yöneticilere işlemezken; Allah’ın şeriatı peygamber çocuğu ile sıradan bir kimse arasında zerre ayrım yapmaz.

İşte bu yüzden adaletin tek yolu, zulümden kurtulup gerçek anlamda özgürleşmenin tek yolu Allah Teâlâ’nın şeriatını hâkim kılmaktır.

Masonluk ve Satanizm Üzerine

Masonluğun özünde Satanizm’in bir aracı olduğundan daha önce bahsetmiştim.

Masonlar sembollerle konuşur, sembollerle kendilerini ifade eder ve birbirlerine kendilerini tanıtırlar.

Masonluğun kitabını yazan önde gelen Masonlar (Albert Pike, Jabez Richardson) bu gizli el ve vücut hareketlerinin her birini kitaplarında tek tek gösterip anlamını açıklamışlardır.

İşte bu “Hidden Hand Gesture” (Gizli El Hareketi) de en belirgin masonluk sembollerindendir.

“Gizli El” jestini yapan tarihteki ünlü Masonlar

DEVLET KURAN MASONLAR

Masonların kurduğu ülkelerden biri olan ABD’nin kurucusu George Washington’a bakarsanız “Gizli El” jestini yaptığını görürsünüz. Hatta adına dikilmiş anıtlarda, ilk olarak Mason, sonra ABD Başkanı olduğu yazar. Çünkü Masonluk her şeyden daha önemlidir onların gözünde.

ABD kurucusu George Washington heykeli: “(Önce) Mason, (ikinci olarak) ABD’nin ilk cumhurbaşkanı”
Masonların kurduğu bir devlet olan ABD’nin 1 dolarlık banknotu üzerinde bir Masonik sembol: Piramidin en tepesindeki “All Seeing Eye-Herşeyi Gören Göz” ve altta yazan “Novus Ordo Seclorum – New World Order – Yeni Dünya Düzeni” yazısı

Gelelim TC’nin kurucusuna. Şu aşağıdaki fotoğrafları yurtdışında hangi masonluk araştırmacısına gösterirseniz gösterin alacağınız cevap açık ve nettir: “Evet bu şahıs açık bir şekilde Masonluğun sembol hareketlerinden birini (Hidden Hand Gesture) defalarca yapmış.”

Selânik’te o dönemde mevcut bulunan güçlü Mason lobisinin üyelerinden Alatini Efendi’nin fonladığı Şimon Zwi (Şemsi Paşa) okulunda okumuş bir şahsın hangi ideolojilerle şekillendiğini düşünürsünüz?

“İlginçtir, Mustafa Kemal’in okuduğu Şimon Zwi (Şemsi Efendi) mektebi, Abdülhamid’in evinde mecburi iskana tabi tutulduğu Yahudi işadamı Alatini Efendi’nin sahibi olduğu bir Kabbala mektebidir.”

Abdurrahman Dilipak

Cumhuriyet döneminin fikir önderlerinden olan, bu ülkenin halkına “milliyetçilik=ırkçılık”, “kemalizm” gibi bâtıl ideolojileri aşılamak için yoğun propaganda çalışması yapmış olan Moiz Kohen’in Mason olduğunu öğrenince şaşırır mısınız?

Allah azze ve celle’nin şeriatı kaldırılarak, laik demokratik düzenle kurulmuş bu devletin (tıpkı ABD gibi) bir Mason projesi olduğunu düşünüyorum.

Hem fiziki, hem de kültürel ve tarihi açıdan büyük zenginlikler taşıyan bu toprakları diledikleri gibi kontrol altında tutabilmek/sömürebilmek adına; halkı Allah’ın özgürleştirici dininden uzaklaştırarak halka kendi sapkın/köleleştirici ideolojilerini aşılamış, bu coğrafya üzerinde diledikleri gibi tasarruf edebilmelerine olanak veren bir devleti kurmuşlardır.

Yüz yıldır artan bir şiddetle sömürülmemiz, halkın fakirleşirken elit kesimin zenginleşmesi, Yeni Dünya Düzeni’ne biat ederek ülkenin tasmasının Satanist Kabal çetesine teslim edilmiş olması bunun  delillerinden sadece birkaçıdır.

Dünyanın tüm ülkelerinde halk fakir, tepedeki elit kesim ise zengindir. Yeryüzündeki devletlerin çoğu, Satanist Kabal’ın maşası olan Masonların eliyle kurulduğu ya da sonradan devlet yönetimleri Masonlar tarafından baskı, şantaj, tehdit, rüşvet vb. yöntemlerle ele geçirildiği için; bu durum çok da şaşılacak bir durum değildir.

Devletlerin aslında kimin kuklası olduğu görmek için, Merkez Bankalarının kimler tarafından kontrol edildiğini araştırmanız yeterli olur. “Follow the money”-“Parayı takip et” düsturu sizi dünyayı kimin yönettiği bilgisine hızlıca ulaştırır. Bu konuda çok aydınlatıcı bir belgeseli izlemenizi öneririm: MONOPOLY- Who Owns the World? (TEKEL-Dünyanın Sahibi Kim?)

Dünyayı yöneten küresel şeytani çete “Kabal” dediğimizde, bunların, kurmuş oldukları piramidal hiyerarşideki Masonluk maşası ile dünyanın zenginliklerini ve halklarını sömürdüklerini, küresel çapta bir tuğyan kurduklarını anlamalıyız.

Masonluğun özünde, “Lucifer” (“Işık Getiren”) de dedikleri Şeytan’a tapılan Satanizm olduğu gerçeğini de akıldan çıkarmamalıyız.

Dinin elimine edildiği “LAİK”, Allah’ın hükmünün kaldırılarak beşerin hükmünün hakim kılındığı “DEMOKRATİK” düzenlerin her zaman için en çok Şeytan (lanetullahi aleyh)’in işine yaradığını ise hiçbir zaman unutmamalıyız. Laik ve demokratik bir düzen ile tevhid akidesinden uzaklaştırılan halkların, sistemin öne sürdüğü sahte ilahlara tapması ve kula kulluk ettirilmesi sağlanır. Tağutlar tarafından yüceltilen “Laiklik” ve “Demokrasi” kavramları, tam olarak tüm insanlığı kendilerine köle yapmak amacında olan şeytani çete Kabal’ın projesidir.

MASONLUK ve SATANİZM ARASINDAKİ BAĞ

Peki her Mason aynı zamanda Satanist midir? Hayır, Masonluğun dereceleri var.

Masonların hayırseverlik(!!!) kulüpleri Lions ve Rotary

Masonlar kendilerini dış dünyaya son derece iyiliksever, yardımsever, hayırsever kişiler olarak tanıtırlar (Bkz. Rotary ve Lions adlı kulüpleri). Amaçlarının insanlık için hayırdan başka bir şey olmadığını ifade ederler.

Aman dikkat:

“Onlara: “Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.” denildiğinde: “Biz sadece ıslah edicileriz.” derler.  Dikkat edin! Onlar bozguncuların ta kendileridirler.”

(2/Bakara, 11-12)

Öncelikle Masonluğa kabul edilme, inisiye olma töreninde canınız pahasına olsa dahi sırları ifşa etmeyeceğinize dair, acayip ritüeller içerisinde acayip yeminler ettirirler. Masonluk kitaplarında sırları ifşa edenlere verilecek ayrıntılı ve tüyleri diken diken eden işkenceli ölüm yöntemleri detaylıca anlatılmaktadır. Bu korkunç şeytani yöntemlerin yanı sıra günümüzde özellikle kullanılan cezalandırma yöntemleri ise “itibarsızlaştırma”, “kasedini çıkarma” yöntemleridir. Sırları açık eden bir Mason’un, hemen herhangi bir konuda onu itibarsızlaştıracak bir kasedi, ses kaydı, gazete haberi vs. ortaya çıkar ve cezası verilmiş olur.

Masonluk sistemi içinde dereceler vardır. 33. Dereceye ulaşan bir Masonun Satanizm potansiyeli olduğu da tespit edilmiş olursa, Masonluğun özünde Satanizm olduğuna dair bütün sırlar aktarılır ve artık satanik ritüellere davet edilmeye başlanır.

33. Dereceye gelememiş bir çok Mason’un satanizm’den haberi yoktur. Bu durumdaki, basireti ve feraseti bağlanmış kişiler, aslında şeytana hizmet ettiklerini bilmeden, Masonluğun bir çeşit din olduğundan farkına varmadan, çok hayırlı bir cemiyet içinde bulunduklarını düşünürler.

Masonluğun basamakları

Satanizm’in bir de kan yoluyla yeni nesillere geçme durumu vardır ki; bu tarihsel kökenleri çok çok daha eskilere uzanan bir konu. Merak edenler, yeryüzünde Satanizm’in öncüsü olan 13 ailenin tarihçesini Fritz Springmeier’in “Bloodlines of the Illuminati” adlı kitabından okuyabilir.

Satanizm’in Osmanlı’ya Frank ailesi aracılığı ile nasıl nüfuz ettiğini de bu kitaptan öğrenebilirsiniz. Osmanlı’daki Satanizm konusu Tasavvufa, Sabetaycılığa ve İttihat Terakki’ye uzanır.

“Mehmet Talaat Pasha (1872-1921) was a Freemason and part of the Turkish revolution of 1908. He was the leader of the Young Turks, which was a joint project of the Sufis and the Frankist Satanists. (The type of Satanism led by the Frank family has had connections to Turkey for hundreds of years.)

Mehmet Talaat Pasha was the Grand Master of the Grand Orient of Turkey. He was held the political position in Turkey of grand vizier of Turkey (1917-18).”

Fritz Springmeier / Bloodline of the Illuminati

Nesep yoluyla Satanist olanlardan biri olan Elon Musk hakkında bu yazıya da bakabilirsiniz.

TC’nin Arkasındaki Masonlardan Biri – Moiz Kohen

Masonluk özünde, Şeytan (lanetullahi aleyh)’i ilah edinenlerin bâtıl dini olan Satanizm’in bir maşasıdır/aracıdır demiştik.

Bu devleti kuranların arkasındaki yoğun Mason desteğine dikkat edin.

Bu Masonlardan biri de Moiz Kohen‘dir. Tepki çekmemek adına kullandığı diğer ismiyle: Munis Tekinalp. 1883 Selanik doğumludur. Doğum yeri ve tarihi şaşırtmasın sizi. Selanik’te o dönemlerde güçlü bir Mason-Kabalacı (Şeytani) Yahudi örgütlenmesi mevcuttur.

Selanik’teki bu şeytani örgütlenmenin baş adamlarından Alatini Efendi’nin sahibi olduğu okulun adı ise Şemsi Efendi Mektebi’dir. Sahi ya, kim okumuştu bu Kabalacı=Mason=Satanist ideolojilerin empoze edildiği Şemsi Efendi (Şimon Zwi) Mektebi’nde?

Gelelim bu Mason Moiz Kohen’in yaptıklarına:

Dünyanın 13 büyük Satanist ailelerinden biri olan Frank ailesinin desteklediği ve Anadolu coğrafyasındaki halkları ifsad etmek ile görevlendirilen Satanist Mason Mehmet Talat Paşa’nın kurduğu İttihat ve Terakki cemiyetiyle birlikte çalışmıştır.

– Bu coğrafyada yaşayan insanlara şeytanın ideolojisi olan milliyetçiliği=ırkçılığı aşılamaya çalışmıştır, (“Ne mutlu Türküm diyene” şeklindeki ırkçılık parolasının fikir babasıdır)

“Kahrolsun Şeriat hükümeti”, “Türkün dini Kemalizmdir” gibi sözler sarf ederek bu coğrafyanın halklarını Allah azze ve celle’nin dininden koparıp bâtıl ve şeytani kökenli ideolojilere sürüklemeye çalışmıştır.

– Yine aynı şeytani ajandası gereği “Türk’ün Yeni Amentüsü” adı altında küfür ve şirk dolu bir yemine imza atmıştır.

– Tüm bu şeytani faaliyetlerini devletin kurucusu M. Kemal gözetiminde, kollamasında gerçekleştirmiştir.

Peki bu coğrafya üzerinde oynanan bu şeytani oyunların fikir babası Mason Moiz Kohen midir?

Elbette hayır. Kendisi daha büyük ve gizli bir örgütlenmenin, hiyerarşide en yukarıda bulunan Satanist ailelerin emrinde bir askerdir sadece. Rockefeller, Rothschild gibi Şeytan (lanetullahi aleyh)’i ilah edinmiş satanist ailelerin Osmanlı/Türkiye/Anadolu’dan sorumlu ekiplerinde görev alan bir emir eridir sadece.

Gerçeklere gözlerinizi açın. Bâtıl, şeytani ideolojilere hizmet etmek üzere uydurulmuş, saptırılmış tarihi değil; gerçek tarihi okuyun araştırın. TC devletinin kuruluşunda mevcut olan satanik/şeytani ayak seslerini artık görmezden gelmeyin!

Masonluk Satanizm’in Maşasıdır


Toplumların tepkisini çekmemek adına, Lucifer tapıcıları için uydurulmuş bir kılıftır masonluk. Ancak özünde sadece ve sadece Satanizm vardır.

Satanizm; şeytanla güç, iktidar, para ve şöhret gibi dünyevi ihtiraslarını tatmin etmek üzere anlaşıp, karşılığında ruhların şeytana satıldığı; kara büyü, negatif varlıkların musallatı, ilah edindikleri şeytana düzenli olarak bebek/çocuk kurban ettikleri şeytani ritüelleri içeren sapkın bir tarikattır.

Ruhunu şeytana satanların, kendilerini güç ve iktidar uğruna Şeytan’a köle edenlerin tuğyanından, zulmünden kurtulmanın yolu nedir??

Elbette Şeytan (lanetullahi aleyh)’in de Rabbi olan Allah azze ve celle’ye ve O’nun şeriatına teslim olmaktır!

Çareyi başka başka yerlerde (demokraside, komünizmde, sosyalizmde, kapitalizmde, metaverse‘de, transhumanizm‘de, yeni dünya düzeninde ve diğer bâtıl ideolojilerde) arayanlara sözümüz: OLMADI, OLMUYOR, OLMAYACAK!

Bu şeytan ve ahalisinden, yine şeytanın uydurup göz boyayarak satışa sunduğu bâtıl ideolojilerle kurtulamayız. Tarih boyunca bir çoğu denendi, sonuç?? Şeytan gücüne güç katmaya devam etti. Metaverse ve Transhumanizm gibi Şeytan’dan geldiği bariz olan ideolojileri de denemeyiverelim. Aynı delikten yüzlerce kere sokulduğumuz yetmedi mi!?

O hâlde insanlığın özgürleşmesi için tek kurtuluş yolu: TEVHİDdir.

Sadece, alemlerin Rabbi Allah azze ve celle’ye kul olmak, sadece ve sadece O’nun koyduğu yasalara uymaktır.

Haydi bir de bunu deneyelim. Saadet asrı ve raşid halifeler dönemi boyunca, 40 yıl boyunca yaşanabilmiş olan o mutluluk, adalet ve refah dönemini tekrar başlatalım.

Unutmayalım ki Şeytan’ın dünyada kurmuş olduğu sömürü ve zulüm sistemlerini yıkma yolundaki tek yardımcımız El Aziz ve El Cebbar olan Allah subhanehu ve teâlâ’dır. Başka varlık ve sistemlerden yardım bekleyenler nafile bir bekleyiş içinde kalacaklardır.

Öyleyse, Allah’ın yardımını kazanabilmek için öncelikle, hem müslüman olduğunu iddia eden Türkiye toplumunda, hem dünya genelinde mevcut olan, Allah’a karşı isyanı ve başkaldırmayı sonlandırmamız ve O’nun emirlerine harfiyen uymamız gerekmektedir.

Ha, eğer dünyanın mevcut düzeninden memnun iseniz, adil, müreffeh, huzur ve güven dolu bir ortamda yaşadığınızı düşünüyor iseniz, “yılan bana dokunmuyor ise niye rahatımı bozayım ki” diyorsanız; o zaman içinde bulunduğunuz küfür ve şirk bataklığında yaşamaya devam edin. Bilesiniz ki, üç günlük ömrünüzün sonunda varacağınız yer ebedi ateş olacak.

Ancak eğer, insanlık için, mazlumlar için dertleniyor; yeryüzünde mevcut olan vahşet, zulüm, fakirlik, açlık, sapkınlık, korku ve güvensizlik ortamı sebebiyle tasalanıyor iseniz; henüz kalbinizi ve ruhunuzu kaybetmemişsiniz demektir. Ve bu çok iyiye işarettir. Kalbinizi tevhidle doldurun, arındırın ve insanlığa hizmetin tek yolunun aslında Allah Teâlâ’ya hizmetten geçtiğini idrak edin.

İbrahim aleyhisselam için yakılmış olan devasa ateşe bir damla da olsa su taşıyan karınca gibi, kimin tarafında olduğunuzu belli edecek şekilde yaşayın. Hiçbir kınayıcının kınamasından korkmayın. Sadece hakkın yanında durun. Bâtıla karşı cephe alın. Eğer siz bu şekilde tevhidinize sahip çıkar, dünyadaki yangını söndürmek üzere gücünüz yettiğince, bir damla dahi olsa su taşırsanız;  El Berr olan Rabbimiz ecrinizi asla zayi etmez ve sizi mükâfatlandırır.

Ne mutlu Allah azze ve celle tarafından mükâfata layık görülen o güzel kullara!

Toksik mRNA Gen Terapisinde Grafen Oksit

(Bu yazı 13 Eylül 2021 tarihinde yayınlanmıştır.)

mRNA zehirlerinde grafen oksit mevcuttur. Pfizer ve Moderna aşı içeriğinde listelemese de aşağıdaki Türkçe altyazılı video’da eski Pfizer çalışanı kanıtlarıyla bu aşılarda %100 kesinlikle ve tartışmasız bir şekilde, insanlar için SON DERECE TOKSİK olan GRAFEN OKSİT bulunduğunu açıklıyor.

Toksik mRNA Enjeksiyonlarında Grafen Oksit Olduğunun Kanıtı (TÜRKÇE ALTYAZILI 20 DAKİKALIK VİDEO LİNKİ)

Peki neden? Dünyanın tepesindeki şeytana tapan küresel elitlerin amacı: DEPOPULASYON. Nüfus azaltmak. Kendi fikirlerince çok kalabalık olduğu için yaşanmaz hâle gelmiş dünyayı, insanları “çaktırmadan öldürerek” rahatlatmak(!).

Bunu nasıl başaracaklar? İnsanları, dünya tarihinde eşi benzeri görülmemiş devletler arası, şirketler arası bir propaganda kampanyasıyla, satılmış sözde bilim insanları aracılığı ile KORKUTARAK!

Öldürücülük oranı gripten farklı olmayan bir virüsten, beyin yıkanması sonucu ölesiye korkan insan; elbette içinde ne olduğunu bile bilmediği aşılara seve seve ve koşa koşa sarılır. Hatta kendisine anlatılınca “olsun virüsten ölmeyeyim de aşıdan öleyim” deme gafletine düşer. Gerçekten var çevremizde böyle insanlar.

Grafen oksit elektriksel iletkenliği çok yüksek olan bir madde. Nüfus azaltma haricinde bu insi şeytanların bir diğer planları, yine satanist Elon Musk’la el ele 5G uyduları aracılığıyla TRANSHUMANİZM’i de gerçekleştirmek. Yani grafen oksit sebebiyle henüz ölmeyen insanları da yapay zekâ ile yönetilen kölelere dönüştürmek.

Şimdi neden hatırlatma dozları (booster shot’lar) gündeme geliyor sanıyorsunuz? Vücutlardaki grafen oksit miktarını yavaş yavaş arttırarak öldürme ve köleleştirme deneylerini canlı yayında, kandırdıkları koyunlar (insanlığın büyük çoğunluğu oluyor bu grup maalesef) üzerinde gerçekleştiriyorlar.

Bu BİYOLOJİK SİLAH KİMYASAL ZEHRİNİ henüz almadıysanız sizi tebrik ediyorum akıllılığınızdan ötürü. Şeytanlara karşı direnmeye devam.

Bir doz olduysanız ve ondan sonra UYANDIYSANIZ; size zorlanacak ek dozları asla yaptırmayın. Her yeni dozda kanınızda dolaşan grafen oksit miktarı artacak. Vücuttaki en güçlü antioksidan madde olan glutatyon üretiminde kullanılan NAC (n asetil sistein) kullanın, ya da direkt glutatyon alın damar yoluyla. Uzmanlar bu sayede grafen oksitin elimine edilebileceğini düşünüyorlar.

Cehaletin sonucu, aldanmaktır, şeytana uymaktır. Aklınızı kullanın, araştırın sorgulayın. Küresel çetenin hiçbir dediğine inanmayın.

“Ey iman edenler! Fasık biri size bir haber getirdiğinde, onu (iyice araştırıp doğru olup olmadığını) açıklığa kavuşturun. Ta ki bilmeden bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmayasınız.”

(49/Hucurât,6)

Noah Yuval Harari İnsi Şeytanı

Birleşmiş Milletler (UN) ve Dünya Ekonomik Forumu (WEF) şeytani örgütlerinin baş sözcülerinden Noah Yuval Harari denen şeytan hizmetkârının konuşmalarından seçme cümleler:


1. “Hür irade çağı sona erdi.”
2. “İnsanların çoğu işe yaramaz.”
3. “İnsanlar artık “hack”lenebilecektir. (düşünceleri, davranışları manipüle edilebilecek)”
4. “İnsanlar Yapay Zeka tarafından yönetilecek.”
5. “Yapay zeka size kiminle evleneceğinizi söyleyecek.


Gördüğünüz üzere şu anda dünyaya hükmetmekte olan küresel şeytani çete Kabal, açık açık bizimle ilgili planlarını söylüyorlar.

Bizler de hâlâ bu şeytani çete Kabal’ın kontrolündeki devletlerin, örgütlerin her dediğine uyuyor, çok iyi söz dinleyen koyunlar gibi davranıyoruz. Tam da Şeytan’ın (lanetullahi aleyh) istediği gibi!

– Ölümcül virüs var kolları açın, sizi korumak için DNA’nızı değiştirecek aşıları saplayacağız diyorlar; hemen sıraya giriyoruz ilk biz “aşı” olalım diye.

– Size daha hızlı beyin yıkayıcı video/film/müzik vb. izlemeniz için 5G’yi getiriyoruz diyorlar; hepimiz hemen 5G’li telefonlara geçmeye koşuşuyoruz.

– Küresel iklim krizi var, büyükbaşları öldürün size yapay et ve böcek yedireceğiz diyorlar; hayvanlarımıza bir anda aşı kampanyaları ile saldırmalarına müsaade ediyor, yapay et ve böcekler için caizdir fetvaları veriyoruz.

– Bakın siz kendi kendinizi yönetiyorsunuz bir sürü siyasi parti var istediğinizi seçip başınıza yönetici getirin (yani “demokrasi var”) diyorlar; biz de acaba hangi partiye oy versek, benim oyum çok kıymetli ve kutsal hemen oy vermeye gideyim gibi boş zanlara kapılıyoruz. Bütün devlet yöneticilerinin aslında bu şeytanların avucunun içinde olduğunun, DEMOKRASİnin bizleri uyutmak için bir İLLÜZYONdan ibaret olduğunun ve en önemlisi DEMOKRASİnin Allah azze ve celle’ye ŞİRK KOŞMAK olduğunun farkına bile varmadan.

İnsanlık gerçekten de yolunu kaybetmiş, şeytanlar nereye çekerse o yöne sürüklenir hâle gelmiş durumda.

Bundan kurtuluşun yolu bu şeytanlara değil, sadece alemlerin Rabbi Allah azze ve celle’ye kulluk etmek. Yani kelimenin tam anlamıyla Tevhid’i yaşamak. Ah bir anlayabilsek!